Festivalimizin 20 yıllık yolculuğunda beni etkileyen birçok etkinlik, an, olaylar oldu.

20 yıl önce İşçi Filmleri Festivali’ne başlarken emekçilerin, çalışanların yaşamlarına, hak mücadelesine ilişkin Türkiye’de ve dünyada işçilerin hak mücadele filmlerini ve belgesellerini herkese izletmek amacıyla yola çıktık. Nerede emekçi hak mücadelesi varsa ulaşabildiğimiz kadarıyla festivallerimizde onlara yer verdik.

İşçilerin, emekçilerin hayatı ile ilgili filmleri herkese gösterirken, konunun öznesi olan işçilere de bu filmleri göstermek bizleri hep heyecanlandırdı. Sendikalar ile görüşerek bu belgesel ve filmleri işçi ve emekçilerin yoğun olduğu fabrikalarda ve işyerlerinde göstermek istedik.

Bu konuda çok özel bir örnek vermek istiyorum. Eskişehir’de İşçi Filmleri Festivali kapsamında salonlarda film gösterilirken aynı zamanda sendikalarla işbirliği yaparak salonlarla birlikte fabrikalarda da gösterimler yapıldı. Örneğin 2015 yılında Doruk Ev Gereçleri Fabrikası ve Renta Fabrikası’nda festival kapsamında gösterimler yapıldı. Eskişehir’deki başka yıllardaki İFF fabrika gösterimlerinde hep aynı film, Yavuz Özkan’ın yönetmenliğini yaptığı, Tarık Akan ve Cüneyt Arkın’ın başrollerini paylaştığı Maden filmi gösterildi.

Maden filminin her yıl Eskişehir’de gösterilmesi Yeraltı Maden-iş Sendikası başkanı Çetin Uygur’un 1978 yılındaki aşağıdaki deneyimini hatırlattı bana. Festivalimizin 20. yılı nedeniyle yayımladığımız ‘Değişen Sinema Değişen Seyirci’ kitabının önsözünden bir alıntı yapmak istiyorum.

2 Mayıs 2006… Beyoğlu’ndaki Yeni Melek Gösteri Merkezi… 1. Uluslararası İşçi Filmleri Festivali açılış gecesi… 1500 kişi var salonda… İğne atsan yere düşmez… En ön sırada az sonra sahneden “sizi kucaklıyorum” diye seslenecek olan 1919 doğumlu yazar, senarist Vedat Türkali oturuyor… Ezel Akay, Semir Aslanyürek, Muzaffer Hiçdurmaz, Aytaç Arman, Barış Pirhasan, Sıdıka Su ve birçok tanıdık ve dost yüz festival konuğu… Sahnede oyuncu Derya Alabora, “Nasıl unutabiliriz ki Maden’i” diyor, salon kararıyor ve perdede görüntüler beliriyor… Maden filminden tanıdık sahneler… Sanki zaman durmuş, 1978’den bugüne dek onca yılda, madenlerde hiçbir şey değişmemiş… Sahne yeniden aydınlandığında, iki güzel insan… Maden filminin yönetmeni Yavuz Özkan ve “bakmayın Maden Mühendisi ve Sendika Başkanı olduğuna, maden işçisidir o” diye anılan Çetin Uygur. Çetin Uygur 28 yıl gecikmiş bir teşekkürü etmenin mutluluğunu yaşadığını söylüyor, Yavuz Özkan’a “işçi sinemasına katkıları” nedeniyle teşekkür plaketini verirken. Ve diyor ki:

“Maden filmini köy köy dolaştırdık. Filmi ilk gösterdiğimizde işçiler filmi kahkahalarla izliyordu. ‘Bak lan bu bizim sandukacıya benziyor!’ bir diğeri ise ‘bak lan bu müyendis aynı bizimkine benziyor’ diyor ve gülüyorlardı. Aynı filmi ikinci kez izlediklerinde ise bu defa hiç ses çıkmıyordu. Sessizce hallerini seyrediyor ve düşünüyorlardı. İşçilerin eşleri filmin bitiminde diyorlardı ki: ‘Bu filmi bizim heriflere de gösterin de adam olsunlar.’
Maden işçilerinin yer altında soludukları gaza, dışarda soludukları kötü hava da eklenince yer üstünde 10-12 saat uyumak zorundadırlar. Dolayısı ile onlar bırakın okumayı, düşünmeyi bile gündemlerinden çıkarmışlardır. 1978 yılında Maden filmi onlara bir başlangıç adımı idi, onların sınıfsal anlamdaki gelişmelerinin ilk adımı, ilk alfabesi idi. 28 yıl sonra filmin yönetmeni Yavuz Özkan’a teşekkür etme şansını buldum ve teşekkür ederim.”

Görüntünün gücünü bu kadar vurucu bir şekilde başka ne anlatabilir ki? Muhalif siyasi hareketlerin marjinalleştiği, milliyetçiliğin ulusalcılık adı altında hortladığı, kültür, sanat ve
edebiyat tartışmalarının cılızlaştığı, sinema izlemenin ya da roman okumanın hoşça/boşça zaman geçirme pratiğine indirgendiği bir ortamda, sinemanın, sanatın sadece dünyayı anlama ve anlatma çabasını değil, aynı zamanda da onu dönüştürme çabasını içerebileceğini unuttuk.

1978 yılında çekilen Maden, televizyonun henüz her eve girmediği, sinema salonlarının yaygın olduğu yıllarda gösterildi. Ancak Çetin Uygur ve arkadaşları, madencileri köylerden otobüslerle şehir merkezine getirip sinema salonlarına doldurmak yerine, filmi doğrudan işçilerin yaşam alanlarına taşımayı seçtiler. Yeraltı Maden-İş sendikasının yöneticileri işçiler ile sinema üzerinden bağ kurdular.

Çetin Uygur ve arkadaşlarının işçilerle Maden filmi üzerinden kurduğu ilişkiyi Eskişehir’de İFF gönüllüleri tekrar kurdular.

Ne yazık ki 20 yıllık İFF tarihimizden Eskişehir’i saymazsak filmlerle işçilere ulaşmak konusunda pek başarılı olduğumuz söylenemez.

Bu başarısızlığın bizden kaynaklanan nedenleri olduğu gibi, sendikalardan ve diğer işçi örgütlerinin yaklaşımlarından da kaynaklandı.

Önümüzdeki yıllarda işçilerle, sendikarla, sinemanın gücü üzerinden bağ kurma umudumu bir kenarda saklamak istiyorum. Umarım bu umudu festivalin sonraki yıllardaki düzenleyicileri gün ışığına çıkarırlar.