İşçi Filmleri Festivali’nin 20. yılında Çanakkale’de İşçi Filmleri Festivali’ni düzenledik. 6 gün boyunca 6 salonda, 17 filmi izledik; bazen tartıştık, bazen sustuk ama her seferinde bir arada olmanın iyi geldiğini hissettik. Aslında en çok şunu sevdik: Filmler kadar kurduğumuz temas, tanışmalar, yüzlerdeki ifade, salonda yayılan o ortak duygu…
Festival 15 Aralık’ta Çanakkale Belediyesi Nikah Salonu’nda müzik dinletisiyle açıldı. Döngü filmiyle başladık; salon doluydu, yaklaşık 190 kişiydik. Ertesi gün Belediye Çalışanları Sosyal Tesisinde Ercan Adsız Toplantı Salonu’nda üç film gösterdik. Bu günü gençlere ayırmıştık. Film gösterimlerinin ardından Olkan Senemoğlu ile güzel bir söyleşi yaptık, gençlerin katılımı güzeldi: 65 kişi. Aynı gün akşam Ziraat Mühendisleri Odası’nda bu kez Işığın Hasadı vardı. Yönetmeni Esin Özalp Öztürk ile konuşmak filmi başka bir yerden görmemizi sağladı. Onun bu değerli katkısı çok beğenildi, 51 kişiydik.
17 Aralık’ta Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nde müzikle başladık, üç film gösterdik; 70 kişiyle buluştuk.
Bayramiç gösterimi bizim için çok önemliydi. Oradaki arkadaşlarımız imkansızlıklar için kendi çözümlerini üreterek (örneğin perde yokken perde bularak vs.) film gösterimlerinin gerçekleşmesini sağladılar. Bayramiç’te yine müzik vardı. Murat Meriç ile işçi şarkılarını dinledik. Üç film, bu kez 60 kişi…
19 Aralık’ta Haklı Mücadele filmi sonrası avukat Ali Furkan Oğuz ile stajyer avukatların yaşadığı sorunları konuştuk: 58 kişi.
20 Aralık’ta Küçükkuyu’da Rosinante gösterildi, 60 kişilik bir izleyici vardı; küçük salonda büyük bir dikkat. Bu bize ilçelere daha çok ağırlık vermemiz gerektiğini gösterdi çünkü şehir merkezinde zaten etkinlikler ziyadesiyle var. İlçelerde yapılan bu gösterimlere ilgi daha yoğundu.
Ve final gününde öncelikle Kötü Bir Gün filminin ardından Gülşah Çırnaz hocamız ile yapılan söyleşi bizi çocukların seslerini duyurmaları için alan açmanın ne kadar önemli olduğu konusunda bir kez daha sarstı. 60’’ filmiyle yönetmeni Koray Kesik ve yapımcısı Canan Şeten’i ağırladık. 40 kişiyle çok değerli bir söyleşi yaptık; depremi, kaybı, hafızayı konuştuk. Bazı cümleler insanın içine oturuyor, belki de sinemanın en büyük etkisi bu; izledikten sonra insanın aklında konuşulmayan bir yer bırakmıyor.
Bütün bunları yazarken farkediyoruz, kısa zamanda aslında iyi iş çıkmış. Üstelik kolektif bir çabayla… Gençlerin koşuşturması, çay taşıyan eller, afiş asanlar, salon düzenleyenler… Hepsi bu festivalin görünmeyen omurgasıydı. İlçelerde aldığımız olumlu geri dönüşler ayrıca sevindiriciydi. Çanakkale’nin farklı kesimlerine ulaşmak istediğimiz bir festivaldi belli ki bu kısmen oldu. Yine de eksiklerimizi not etmek önemli.
Afişleme ve duyuru konusunda geç kaldık; şehir panolarını daha etkili kullanabilirdik. Açılışta küçük bir kokteyl ya da karşılama alanı yaratmak hoş olurdu. Her gün mutlaka söyleşi ya da müzik olması festival ruhunu büyütürdü. İlçelere daha fazla yayılmak mümkün. Dahası film seçimi için önceden kurulmuş bir ekip şart. Organizasyon ve görev dağılımı daha planlı olmalıydı.
Aynı insanların farklı yerlerde aynı anda olması mümkün olmadığı için zorlandığımız anlar oldu. Üniversite öğrencilerine programın ulaşması noktasında eksiklikler olduğunu gördük. Üniversitelilerin bu organizasyona siyasi bir özellik atfetmesi onları festivale katılma noktasında tereddüte sevk etmiş olabilir. Gösterimi yapılan filmlerin içeriğinin kısa tanıtım metinleriyle tanıtım bültenlerinde yer alması uygun olurdu. Çanakkale’de katılımın daha fazla olmasını beklerdik diyebiliriz.
Ama bütün eksiklere rağmen şunu söylemekten çekinmiyoruz: Bu festival iyi geldi.
Çünkü emeğin, adalet talebinin, dayanışmanın, hafızanın sözünü birlikte kurduk.
Çünkü salonlarda yalnız değildik.
Çünkü bir film bittikten sonra kimse hemen dağılmadı; konuşmak, soru sormak, dertleşmek isteyen insanlar vardı.
Biz bunu değerli buluyoruz.
Belki gelecek yıl daha güçlü duyurularla, daha çok ilçeyle, daha hazırlıklı bir ekiple…
Ama yine aynı şeyle: Dayanışmayla.
Bu festivalde emeği olan herkese, gönüllülere, salonlarını açan kurumlara, filmleriyle aramızda olan yönetmenlere, söyleşilerde sözü büyüten konuklara ve her gün sandalyeye oturup bize bakan izleyicilere içtenlikle teşekkür ederiz. Her biri bu hikâyenin bir parçası oldu.
Biz başladık.
Devamı mümkün.
Yeter ki hatırlayalım: Emek varsa umut hep vardır.