“Doğa (tanrı) açısından kötü diye bir şey yok.
Her şey apaçık doğanın düzleminde. Kendi içerisinde hiçbir eylem ahlaki olarak iyi, kötü, güzel, çirkin değildir.”
“Nero annesini öldürüyor, Orestes ise babasını öldüren annesini. Peki niye insanlar bu ikisi fiziksel eylem olarak aynı olduğu halde birisine iyi, birisine kötü diyorlar?
İmgeler, nötr değillerdir. Bizde neşe, keder, sevinç falan uyandırırlar. Çünkü başka duyguları ve zorunlu olarak daha önce görmüş olduğumuz imgeleri çağrıştırırlar. Orestes’teki imgesel çağrışım iyidir. Çünkü Orestes’in güçlerini artırır. Nero’daki imgesel çağrışım kötüdür. Çünkü annesini öldürürken gördüğü ya da imgelediği şey, annesinin ölü bedenidir; üzüntülü bir şey verecektir, aktif bir sevinç vermeyecektir. Orestes ise annesinin ölümüyle birleşir, onu imgeliyor değildir. Babasının yaşamıyla bir araya gelir. Dolayısıyla kendi açısından, kendi sevincini artırması açısından Orestes’in yaptığı daha iyi, Nero’nun yaptığı daha kötüdür.”
Öldürme Üzerine Kısa Bir Film (Krótki Film o Zabijaniu, 1988) bir “öldürmenin halleri” anlatısı. Öldürmenin legal ve illegal formlarını sorgulayan, iyi-kötü, doğru-yanlış gibi zıtlıkları irdelememizi sağlayan bir eser. Bir eylemin -öldürmenin- niteliğinin zaman, mekan, özne ve sebep gibi değişkenlikler sonucunda ters düz oluşunu kör göze parmak sokarcasına gösteren bir gerçeklik anlatısı.
Kieslowski’nin sinemasında büyük öneme sahip “rastlantısallık” kavramı, bu filmde adeta ana karakter konumunda. Piotr, avukatlık mesleğine kabul edildiği gün sokaklarda delicesine neşe saçarken taksi şoförü onu izler; Jacek, oturduğu pastanede halatı eline dolarken aynı pastanede Piotr da oturmaktadır. Rastlantıların çizdiği yollardan birini izleriz filmde: Piotr, Jacek’i oturduğu pastanede fark etse bambaşka bir anlatı izlerdik örneğin. Rastlantısallık kavramı, Jacek’in taksiciyi öldürüşünün de rastlantısal oluşu açısından oldukça önemli. Devletin öldürme mekanizması ile bireyin, yani bu film özelinde Jacek’in öldürme mekanizmasının karşılaştırmasını yaptığımız an bu rastlantısallığı daha da iyi irdeleyebiliriz. Devlet; profesyonel, hazırlıklı, hata payı olmayan bir öldürme eylemindeyken Jacek, insan olmanın getirdiği duyguların ön plana çıkışıyla oldukça amatör, hatalarla dolu bir öldürme gerçekleştirir. Kusar, ağlar, bağırır, tek seferde öldüremez ve en önemlisi bir “suç” işler. Devlet, yani adalet sistemi için ise bir haktır öldürmek; bir eyleme karşılık uygulanması gereken sonuçtur.
Bizleri öldürme eyleminin “bireyselliği” üzerine de düşündürür Kieslowski’nin bu eseri. Kieslowski verdiği bir röportajda “Ben bu toplumun bir parçasıyım, bu ülkenin bir yurttaşıyım. Yani biri, birinin boynuna ip geçiriyor ve ayağının altındaki tabureyi tekmeliyorsa bunu benim adıma yapıyor demektir. Ve bunun yapılması benim hoşuma gitmiyor; ben, bunun yapılmasını istemiyorum” der. Adalet sisteminin öldürme eylemi -özne bir insandan oluşmasa dahi- tek bir varlığın sorumluluğunda değildir, ya da en azından bana hissettirdiği budur. Toplum adına verilmiş bir karardır bu, Kieslowski’nin de dediği gibi; toplumu oluşturan fertlerden biri olarak “ben” veya “o” da sorumludur bu ölümden. Jacek’in eylemi ise bireyseldir, Jacek’e mal edilebilir. Jacek bu eylemi kendi yapar; kendi adına, kendi iradesi ile. Peki ya “toplum yararı” adına ve bir sebep neticesinde öldürülen biri kimin/neyin sorumluluğundadır? Adalet sistemini, devleti oluşturanlar toplumun fertleri olduğuna göre bu ölüm de bahsettiğimiz toplumun sorumluluğundadır.
Bireysel “mücadele”nin, uğraşın, var olan sistemi değiştiremedikçe bir işe yaramayacağı düşüncesi de hakimdir Öldürme Üzerine Kısa Bir Film’de. Avukat Piotr ne kadar idam karşıtı olsa da Jacek idam edilir; filmde idam kararı baştan sona okunurken Piotr’ın savunması ortada yoktur, bizlere gösterilmez. Piotr’ın Jacek’le aynı kafede olduğunu öğrendiğinde “Eğer Jacek’in eylemini orada fark etseydim belki onu durdurabilirdim” deyişi, aslında bir rastlantı sonucu gerçekleşebilecek değişimin adalet sonucu gerçekleşebileceğinden daha inanılır ve daha gerçekçi olduğunu anlatır. Var olan adalet sistemine güven, bir rastlantıya duyulan güvenden çok daha düşüktür.
Adalet sisteminin Jacek’i öldürmesi sadece bir örnektir. Jacek, gün gelir A, gün gelir Z kişisi olur. Öldürülen kişiler, her daim birer katil değildirler; bu sistem, suçsuzları da bir hışımla öldürüverir.