Yirmibirinci yılına hazırlanan festivalimiz, başlangıçtan bu yana gönüllü emekle, ticarileşmeden uzak durarak, bilet satmadan ve paraya dokunmadan, dayanışma içinde bugünlere geldi. Aynı prensipleri koruyarak onlarca ili dolaşıyor ve geleneksel sinema seyircisinin ötesine taşan geniş bir kitleye ulaşmaya çalışıyor.
Tam da bu noktada, festivalin başlangıç ilkelerini yeniden ele almanın, festivalimizi “dayanışma” üzerine kurmayı neden tercih ettiğimizi ve bugüne kadar bundan taviz vermeden yolumuza devam ettiğimizle ilgili bellek tazelemesi yapmanın önemli olduğunu düşünüyoruz.
Zira bir yandan, festivalimizin yaşı ilerledikçe, gönüllüler arasında bir bayrak yarışı gibi gençleşme yaşanıyor ve bu da kuşaklar arası bir diyalog ihtiyacını ortaya çıkarıyor. Diğer taraftan ise, sinema sektöründen bazı dostlarımız, bağımsız film üretimini sürdürmek için gereken maddi kaynak temini sorununun ağırlığı karşısında festivalimizin gösterimleri ücretsiz yapıyor olmasına eleştirel yaklaşıyorlar. Dayanışmanın güç kaybettiği acımasız bir ticarileşme ortamında dostlarımızın yürüttüğü bu tartışmayı anlıyoruz. Ancak kültür/sanat ortamının ticarileşmesi/metalaşmasının çok doğrudan sonucu olan bu sorunun çözümüne festivalimizin bilet satarak katkı sunmasının bizden beklenmemesi gerektiğini düşünüyoruz. Aksine festivalimiz pek çok yönetmenin filmini ücretsiz gösterime sokarak Türkiye’nin dört bir yanında izleyicilerle buluşmasını sağlayarak kültür/sanat ürünlerinin metalaşmasına karşı etkin bir tavır sergilemektedir. Kuşkusuz bazı uzun metrajlı film çeken yönetmen dostlarımız filmlerinin her yerde ücretsiz gösterilmesinin kendi gösterim programlarını sekteye uğratabileceğini düşünerek festivalimize desteklerini sınırlı tutabilirler ki festival olarak buna saygı duymaktan başka bir şey yapamayız.
Dünyanın birçok ülkesinde, bizim de içinde yer aldığımız bir ağ dâhilinde işçi filmleri festivalleri düzenleniyor. Bu festivallerle kurduğumuz diyalog sayesinde fark ettiğimiz bir şey daha var: Festivalimiz, diğer ülkelerdeki benzerleri arasında katılım ve organizasyon bakımından en büyüğü. Ve ilk bakışta sağduyuya aykırı görünse de, bu büyüklüğün kaynağı tam da festivalimizin parasız yapılıyor olması. Cüzi de olsa paralı bir festival düzenlediğimizi hayal edelim. Sadece ideallerimizden vazgeçmekle kalmayız; salon kirası, malzeme giderleri, gönüllü ücretleri vb. derken, festivali bu ölçekte sürdürmek imkânsız hale gelir. Düzenleyici gönüllüler de tüm yıl boyunca fon bulmakla uğraşmak zorunda kalırdı. Bu fon meselesinin yaratabileceği otosansür ve bağımsızlık kaybını ise ayrı bir tartışma konusu olarak bırakıyoruz.
Peki, bu işlerde para ile ilişkimiz nasıl?
- Öncelikle, sadece gönüllü emeğiyle 20 yıl boyunca bir kültür etkinliğini sürdürmenin gerçekten kolay olmadığını belirtmek gerek. Bunun en önemli sebebi, festivalin ruhu gereği, yaşamın her alanının ticarileştiği bir dönemde “menfaate dayalı olmayan” bir ilişki ağı içinde kolektif bir etkinlik yapmanın hem çok zor hem de herkes için iyileştirici olmasıdır.
- Bu ruhu besleyen iki önemli maddi temel var:
- Festivalin merkezi bir kasası/bütçesi yok. Festivalin doğrudan para aldığı tek kaynak, FilmFreeway portalına yapılan başvurulardır. Amatör film yönetmenlerine daha etkili ulaşmak için üç yıl önce bu portala üye olduk. İlk yıl 400’ün üzerinde başvuru gelince, film izleme ekibi zorlandı ve yurtdışı başvuruları için başvuruyu ücretli hale getirdik. Film başına 10 USD alınan bu uygulama, başvuru sayısını etkili bir şekilde sınırlandırdı.
- Festival harcamaları nasıl karşılanıyor? Festival, ticari kuruluşlardan veya fonlardan destek almıyor. Sadece sendikalar, meslek örgütleri gibi emek örgütleriyle dayanışma ilişkisi çerçevesinde destek sağlıyor. Rutin harcamalarımız esas olarak baskı malzemelerinden oluşuyor; nadiren açılış gecesi için salon kirası ödeniyor. Bu tür harcamalarda temel prensibimiz, tedarikçi ticari kuruluş ile bize destek olan emek örgütünü buluşturmak şeklinde işliyor. FilmFreeway’den ve salonlardaki magnet vb. satışlarından gelen cüzi gelir ise, festival süresince gönüllülerin yol ve yemek giderleri için kullanılıyor.
Ve neden parasız bir festivali tercih ediyoruz?
- Festivalin sponsorsuz ve ücretsiz olması, hayatın her alanının kapitalist meta ilişkilerine dahil edildiği bir dünyada, işçi sınıfının tarihsel mirasına uygun olarak, ticari olmayan bir etkinliği tamamen gönüllülük ve dayanışmayla gerçekleştirme isteğimizle uyumludur. Festivali düzenleyen gönüllüler çeşitli birimlerde görev alır, ancak bu birimler arasında hiyerarşi yoktur. Herkes kendi sorumluluğunu alır ve süreç yatay bir ilişkiyle yürütülür.
- Sermaye ile işçi sınıfı arasındaki çatışma yalnızca işyerleriyle sınırlı kalmaz; kültürel üretime ve yaşamın her alanına sirayet eder. Bu bağlamda, bir “işçi filmleri festivali”, emeğin sömürüsüne karşı bir itirazın ötesinde, kapitalizmin dayattığı metalar dünyasının dışına çıkan, dayanışma ve gönüllü emekle örülmüş bir alternatife dönüşür.
- Festivalin parasız olması, paranın en azından etkinlik süresince devre dışı kalması, katılımcıyı “müşteri”, etkinliği de “ürün” olmaktan çıkarıp insanlar arası saf bir ilişki haline getirir. Festivalin örgütlenmesinde yer alan gönüllüler, bir çarkın dişlisi olmak yerine, özgür ve bilinçli bir sürecin hem planlayıcısı hem de uygulayıcısı olurlar.
Festival gönüllüleri olarak, “başka bir dünyanın mümkün olduğu” ve işçi sınıfının bu düşünceyi taşıyıcısı olduğu fikrinin bugüne yansıması olarak tüm bu prensipleri benimsedik ve sürdürüyoruz. Kimseye yük olmadan ve elbette var olan eksikliklerimizi de aşarak yıllarca yaşamaya devam edeceğine inanıyoruz.
Gönüllülere festivali sürdürme cesareti ve enerjisi veren deneyimler o kadar çok ki… Aşağıda bunlardan sadece ikisine yer verebiliyoruz:
Festivalimizin 3. yılı, 2008:
Adana’nın Tuzla kasabasına 5 kilometre uzaktaki Karagöçer mevkiinde, kanal boyundaki sazlıklarda, mevsimlik tarım işçilerinin çadırlarının arasında, Türkiye’de ve belki de dünyada bir ilk gerçekleşti: III. Uluslararası İşçi Filmleri Festivali kapsamında, Ömer Leventoğlu’nun yönettiği ve tarım işçilerinin hikayelerini anlatan “Zarokên Axa Qelişî / Çatlamış Toprağın Çocukları” adlı filmin gösterimi yapıldı. Akşam karanlığında kurulan bu sanat panayırında, toplumsal bir şenlik yaşandı. Yabancılaşma, şovenizm ve kapitalizmin her türlü şiddeti, orada, o yaratıcı sanatsal fikir ve devrimci eylemin yaydığı ışıkta kaybolup gitti.
Festivalimizin 20. yılı, 2025:
İzmir Kemalpaşa’daki Temel Conta Fabrikası’nda, Petrol-İş Sendikası’na üye oldukları için işten çıkarılan işçilerin grevi 150 günü aşkın süredir devam ediyor. Uzun zamandır fabrika önünde kurdukları direniş alanında nöbet tutan işçiler, 20. İşçi Filmleri Festivali kapsamında bir film izleme imkânı buldular. (Manşet fotoğrafı)